Dolar 32,5096
Euro 35,0136
Altın 2.434,97
BİST 10.471,32
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat 28°C
Açık
Yozgat
28°C
Açık
Per 26°C
Cum 26°C
Cts 26°C
Paz 27°C

Peygamber Efendimizin Hz Ali’ye Öğrettiği Dua

Peygamber Efendimizin Hz Ali’ye Öğrettiği Dua
02.07.2020
11.515

Merhum Prof. Dr. Esat Çoşan Hoca efendinin sohbetlerinden derlediğimiz Gülistandan Bir Demet Köşemizin Konusu ”Peygamber Efendimizin Hz Ali’ye öğrettiği Dua”

Peygamber Efendimiz, Hazret-i Ali Efendimiz’e, bu duayı okumasını tavsiye etmiştir: ( RE. 498/11 (Yâ aliyyü elâ üallimeke duàen ted’ù bihî, lev kâne aleyke misle adedi’z-zerri zünûben legufiret leke mea ennehû mağfûrun leke. Kul: Allàhümme lâ ilâhe illâ ente’l-halîmü’l-hakîm, tebârakte sübhàneke rabbe’l-arşi’l-azîm.)

Peygamber Efendimiz: (Yâ aliy) “Ey Ali, (elâ uallimeke duàen) ben sana bir dua öğreteyim mi ki, (ted’û bihî) onunla el açıp dua et sen… Yâni, ben öğreteyim de sen de onunla dua et! Senin öğrenip de, onunla dua edeceğin bir duayı sana öğreteyim mi?..” Öğretecek. Ama niçin öğretiyor bu duayı?.. Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz: (Lev kâne aleyke misle adedi’z-zerri zünûben) “Senin üzerinde zerreler adedince günah olmuş olsa, (legufiret leke) bu günahlar bu duayı okursan mağfiret olunacak. Zerreler adedince günahın olsa bile, bu duayı okudun mu affolacak.” Ama bir de iltifat buyuruyor, hâlini söylüyor Hazret-i Ali Efendimiz’in: (Mea ennehû mağfûrun leke) “Zaten seni Allah affetmiştir.” Yâni, Hazret-i Ali Efendimiz küçüklüğünde İslâm’a girmiş. Küçüklüğünde, çocukken İslâm’a girmek ve İslâm’ı yaşamaya başlamak çok önemli, Hazret-i Ali Efendimiz çocukken müslüman oldu, tertemiz olarak büyüdü, Allah’ın aslanı olarak büyüdü. Ama küçükken de, böyle bir cahiliye çağı idrak etmeden, gafillik, cahillik, çocukluk, delikanlılık, hata, günah, isyan yapmadan, İslâm içinde neşv ü nemâ buldu, gelişti, büyüdü. Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde buyuruyor ki: “Bir insan böyle küçüklüğünden itibaren, gençliğinden müslüman olarak yetişirse meleklerden üstün olur. Allah meleklere böyle ibadet ehli, günah işlemeden yetişmiş gençleri gösterir ve onları öğer, onlarla öğünür.” diye hadis-i şerifler var. Onun için, çocuklarımızı böyle küçük yaşta müslüman olarak yetiştirmemiz lâzım! Hiç günahlara bulaşmadan, hata, kusur, isyan vs. yapmadan delikanlılıkları geçsin. İbâdetleri ihmâl etmeden büyüsünler. Küçükten beri hayatları pırıl pırıl, hiç bir noktasında eksik, gedik olmadan geçmiş olsun. Şimdi tabii, bunu çeşitli vaazlarımda söyledim size, hatırlayacaksınız. Hem camideki vaazlarımda, hem de bu radyodaki konuşmalarımda söyledim: Çocuklarımızı biz geç eğitiyoruz, geç kalıyor çocuklar!.. Yâni çocuktur diyoruz, onların üzerine eğilmiyoruz. İlkokul bitiyor, ortaokul bitiyor… Ondan sonra, “Haydi bunları müslüman yetiştirmeye çalışalım!” diyoruz ama, o zamana kadar birçok alışkanlıkları kazanmış olduğu için, onlardan kurtarmak zor oluyor. Bir de bulûğ çağına erdiği zaman melekler günahlarını, sevaplarını yazmaya başladığı için, artık defterlerine bir sürü günah yazılmış oluyor, vebal altında kalıyorlar. Sorumluluk çağından önce onların hazırlanmaları lâzım! Sorumluluk çağı nedir? “Yedi yaşında namazı emret. On yaşına geldiği halde hâlâ kılmıyorsa, vur!” diye Peygamber 398 Efendimiz böyle terbiye edilmesini söylediği için, yedi yaşından, yâni ilkokula girdiği çağdan itibaren, birinci sınıftan itibaren, çocuğun namaz kılması lâzım!.. Üçüncü sınıftan sonra, artık babası biraz da sertleşecek:

“—Niye kılmıyorsun bakayım sen? Allah’ın kulu değil misin?..” demesi lâzım, İslâm’ın emri bu. Tabii on iki yaşında, ilkokul bittiği zamanda akıl ve bâliğ oluyor çocuk. Akıl ve bâliğ olunca da sevaplar, günahlar yazılmaya başlanıyor. Ondan önce sevaplı şeyleri, ibadetleri, günahlı şeyleri, hataları, kusurları çocuğa öğretmek lâzım! Ana hatlarıyla, özet olarak, teferruata boğmadan bilgileri kısaca öğretmek lâzım.

“—Evladım söyle bakayım hırsızlık ne?..”

“—Hırsızlık büyük günah babacığım.”

“—Söyle bakayım evlâdım yalan söylemek ne?..”

“—Yalan söylemek büyük günah babacığım.”

“—Söyle bakalım evlâdım, insan namaz kılmasa da olur mu?.. Yâni günde beş vakit çok geliyorsa, bir vakte indirse olur mu?..”

“—Olmaz babacığım. Allah-u Teàlâ Hazretleri namazı müslümana günde beş vakit vazife eylemiş. Namaz dinin direğidir, mü’minin mi’racıdır. Namaz farzdır, çok sevaplıdır, çok kıymetlidir. Bir insanın evinin önünde akan nehir gibidir; pırıl pırıl, şırıl şırıl tertemiz bir nehir gibi… Oraya giren insanın tozu, toprağı, teri, kiri, pası kalır mı?.. Kalmaz babacığım. Namaz onun gibidir babacığım, namazı kılmak lâzım!..” Hah, bak çocuk güzel öğrenmiş, küçük yaşta öğrenmiş; namazı farz biliyor, yalanı günah biliyor… İşte bunun gibi böyle ana hatlarıyla öğretmemiz lâzım!.. Hazret-i Ali Efendimiz öyle yetişmiş, öyle büyümüştü. Onun için, buyuruyor ki Peygamber Efendimiz burada: “—Zerreler adedince günahın olsa, bu duayı ettin mi mağfiret olunur. O günahlar silinir, mağfiret olunursun. Zaten günahların yok amma, zaten günahların affedilmiş amma, yine bu duayı öğren!” diyor. Yâni,   Hazret-i Ali Efendimiz’e bir iltifat bu. Onun ne kadar iyi bir müslüman olduğunu, Peygamber Efendimiz böylece ifade etmiş oluyor. 399 Gelelim duaya: (Kul) “De” diyor. Kul; de mânâsına, söyle mânâsına emir. Onu yazmıyoruz. Dua ne: (Allàhümme lâ ilâhe illâ ente’l-halîmü’l-hakîm.) Allàhümme çok önemli bir hitab şeklidir Arapça’da; “Ey benim Allahım, Rabbim!” demek. Araplar bu sözü çok korka korka, çok hürmet ede ede kullanırlardı. Yâni, önemli bir söz. (Allàhümme) “Ey benim Allah’ım, (lâ ilâhe illâ ente) senden başka ilâh yok, sadece sen varsın tapınılacak!.. Yaradan sensin, ibadet edilmeye lâyık, şâyeste olan sensin; ancak sana ibadet edilir. (El-halîmü’l-hakîm) Halîmsin, hikmet sahibisin!” Allah-u Teàlâ Hazretleri hilim sahibidir; yâni hemen kızmaz, gazab etmez. Hikmet sahibidir, yaptığı her şeyi hikmetle yapar. Halîmsin demekle, “Yâ Rabbi bana halîm davran!” demiş oluyor tabii insan. Hikmet de tabii, bir şeyi yerli yerince, usûlünce, sağlam ve kusursuz, güzel yapmak demek. “Allah-u Teàlâ Hazretleri hikmet sahibidir, halîmdir.” diye onu söyleyerek, onun birliğine başlamış oluyor duada. Kısa: (Allàhümme lâ ilâhe illâ ente’l-halîmü’l-hakîm.) Görüyorsunuz, duada hemen şunu istiyorum demiyor, Allah-u Teàlâ Hazretleri’ne medh ü senâda bulunuyor. (Tebârekte) Yâni, “Sen mübarek oldun yâ Rabbi, her şeyin hayırlı ve kutlu… (Sübhâneke) Seni her türlü hatadan, kusurdan, eksiklikten, yanlışlıktan münezzeh bilirim. Senin hiç hatan, kusurun bahis konusu olmaz, acizliğin olmaz. (Rabbe’l-arşi’l-azîm) Ulu Arş’ın da sahibisin!” Biliyorsunuz, Allah-u Teàlâ Hazretleri Arş-ı A’zâm’ın sahibidir. Arş-ı A’zâm nedir?.. Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin Arş’ı öyle bir büyük yaratık ki, Allah’ın yarattığı öyle bir şey ki (Vesia kürsiyyühü’s-semâvâti ve’l-ard) “Allah’ın Kürsisi, bu semâları ve yeryüzünü kuşatıyor.” (Bakara: 255) Ne kadar büyük anlayın! Bütün bu semâları ve arzı kuşatıyor ama, Arş-ı A’zâm’ın yanında Kürsî son derece küçük kalıyor. Yâni deryâda bir damla gibi kalıyor, o kadar küçük kalıyor. Arş-ı A’zâm o kadar büyük… 400 Arş, Arapça’da taht demek. Yâni, Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin saltanatının tahtı mânâsına. Ama mâhiyeti nasıl?.. Allah bilir tabii. İnsan ne görebilir, ne kavrayabilir, ne büyüklüğünü hakkıyla anlayabilir. Arş-ı A’zâm, büyük Arş… İşte onu söylüyor. (Sübhàneke) “Seni tenzih ederim, sen Arş-ı Azim’in rabbisin, sahibisin.” demiş oluyor. Dikkat ederseniz, bu duada kudsî birtakım sözler var ama, istek yok gibi. Yâni “Yâ Rabbi bana şunu yap, bunu yap…” demiyor. Haa, bir insan Allah’ı kutlu sözler kullanarak, kutlu sözlerle över, över, ama hiç bir şey istemezse; Allah-u Teàlâ Hazretleri onu istediğinden âlâsına kavuşturur, ona istediğinden âlâsını verir. Allah’ı hakkını vererek, kelimeleri güzel kullanarak medhettiği zaman, insan çok büyük lütuflara, ilâhî lütuflara mazhar oluyor. Burada da o durum var. (Allàhümme lâ ilâhe illâ ente’l-halîmü’l-hakîm, tebârekte sübhàneke rabbe’l-arşi’l-azîm.) Yâni “Sen Arş-ı Azîm’in sahibisin, her türlü noksandan münezzehsin! Her türlü bereketin sahibisin, bereketi vericisin, kutlusun, yâ Rabbi! Hikmet sahibisin, halimsin, senden başka ilâh yok…” sözleri sadece… Bunlar Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin şânına övgülerdir ama, bu övgüleri söyleyince Allah seviyor; günahları zerreler adedince bile olsa bir kulun, affediyor. O halde afv u mağfiret olunmak için bu duayı ezberleyelim! Hazret-i Ali Efendimiz’den rivâyet edilmiş. Peygamber Efendimiz’in Hazret-i Ali Efendimiz’e tavsiye ettiği bir dua.

Kaynak : Hazineden Pırıltılar / Prof Dr. Esad Çoşan / Dr Metin Erkaya

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.